....bir bireyin tüm yaşamı...
24/12/2009 · Kategori: olumlamalar
“Bir bireyin tüm yaşamı
kendini doğurma sürecinden başka birşey değildir; gerçekten de, öldüğümüzde tam
olarak doğmalıyız, halbuki birçoklarının trajik kaderi doğmadan
ölmeleridir.”
“Bir bireyin tüm yaşamı
kendini doğurma sürecinden başka birşey değildir; gerçekten de, öldüğümüzde tam
olarak doğmalıyız, halbuki birçoklarının trajik kaderi doğmadan
ölmeleridir.”
Özel diyetler ve kilo kaybına yarayan haplar
hakkındaki olumsuz makaleleri farketmeye başladım. Kendimizi incitmekten
kaçınmak için antrenörlerin egzersizlerimizi azaltma öğütlerini gerçekten
dinlemeye başladım. Yaşamın yeni fazına alıştım. Ve bu durum bir öncekinden çok
daha rahatlık veriyor.
Obagi cilt ürünlerimden vazgeçmedim. Hala saçlarıma
açık, koyu gölgeler ve parlaklıklar verdiriyorum. Dişlerim yine arasıra beyazlattırılacak
ve yine düzenli olarak egzersiz yapacağım. Ancak, bel bölgemdeki yağları sevmeyi ve
ellerimdeki kahverengi lekelere 57 yıldır iyi yapılan bir işin işaretleri
olarak bakmayı öğrenmeye kararlıyım.
"Ne kadar uzun yaşarsanız yaşayın, yaşlanmayın. İçine doğduğumuz bu büyük gizem karşısında asla meraklı çocuk duruşunuzu yitirmeyin. Yaşınız ne olursa olsun yaşlanan her insanın içinde bir hazine olduğunu bilmek önemlidir."
Einstein
Öte yandan, beyniniz kendi oyununuzda sizi daima
yenmeye çalışacaktır.
Şöyle gelişir: Bir meslekdaşınızı alışılageldik
şekilde “Bugün harika görünüyorsun”
diyerek selamlarsınız. Şansına, meslekdaşınınızın saçının özellikle kötü olduğu
bir güne rastlamıştır ve sizin masum iltifatınız beklenmedik bir şekilde ironik
gelir. Hemen seçeneklerinizi düşünürsünüz: açık yürekli bir açıklama
eklersiniz, içten gülümsemede bulunursunuz ya da bu küçük gafa aldırmaz ve
devam edersiniz.
Beklenmedik bir iç ses “başkalarını, karşılığında bizi övsünler
diye överiz” der. Bu hoş olmayan açıklamayı silemeden önce bir iç
tartışma başlar: “İyi görünme konusundaki bu takıntı nedir? Çabuk, kendini küçümseyen bir şey söyle.
Öğle yemeği teklif et. Kim dediyse, “numara bile yapmak zorunda olsan samimi
olmayı öğren?”
Bunu kişisel algılamayın, yalnızca zihniniz sizinle
konuşuyor.
Her gün kendi fikrini özgürce söyleyen her bir
kortikal hücreyle kafamızda demokratik bir süreç gerçekleşir. Beynin her
köşesinden gelen elektrik itkilerine on milyon nöron ve altmış trilyon
sinapsımız anında karşılık verir.
Ortak nörolojik işleyiş sırasınca – birbirlerine
yaklaşarak, kesişerek, çakışarak-yolculuk yapan düşüncelerimiz birbirinden
sır saklamaz. Sonuç olarak, kışkırtıcı bir iç diyalog devam eder, eder ve eder-
bilsek de, bilmesek de ya da dinlemeyi seçsek de seçmesek de.
“Hiç bir şey
şimdiye dek kendi düşüncelerim kadar bana yabancı ve ürkütücü değildi” diye yazmıştı, Thoreau.
Türümüz için, tekrar tekrar kendi kendini
inceleme, hayatta kalım meselesidir. Biz,
yalnızca bize bahşedilenlerle evrimlenmedik. Sapiens atalarımızın
mamut avlamakta, ve son buzul çağının zorluklarından sağ çıkmakta kullandıkları
beyinle, modern insanlar kendilerine, fox-trot yapmayı, poker oynamayı, kopmuş
parmakları takmak için lazer cerrahisi uygulamayı, Gizli Servis bilgisayar
dosyalarının kodlarını hacklemeyi, buz dansında figürler yapmayı öğretti.
Dolayısıyla, bir daha asla bilgisizmişsiniz gibi davranmayın.
Bir çok insan gibi siz de olasılıkla zihinsel kapasitenizi küçük görüyorsunuz.
Şu andan itibaren bildiğinizi bile
bilmediğiniz şeyleri, bildiğinizi varsayın. Yeni bir problemle karşılaştığınızda
başkalarından öğüt, öneri ya da ilerlemek için izin isteyeceğinize kendi aklınıza
güvenin. Önce, iş için en iyi kişi olduğunuzu varsayın. Beyniniz
insanlığın gelecekteki bilmecelerini çözmek için düzenlenmiştir.
Beyin varolan nöronlar arasında yeni bağlantılar
yaratarak kendini tamir eder, korur ve yeniler. İnsanların ileri yaşlara kadar
yeni kortikal hücreler geliştirdiğine ilişkin yeni kanıtlar da vardır.
Omuriliğimiz bile sandığımızdan daha akıllıdır. Kazara beyinden koptuğunda bazı
durumlarda kendi başına istemli hareketleri başlatabildiği düşünülmektedir.
Sözcük
dağarcığını genişletmek zihin geliştirmenin bir yoludur. Örneğin, köpeğe “insanın en iyi
arkadaşı” diyerek bilmeden zihnimizi güçlendiririz. Metafor ne kadar güçlüyse sinapslarımız da o kadar aktif
olur. Metaforlar kullanın. Bunlar düşünme makinanız için yakıttır.
İnsanlara ucuz ürünlerden
değil kategori katillerinden söz ederek ve adres yerine caddenin
koordinatlarını vererek entellektüel bir duruş gösterin. Bunu zevk için yapın - önemli görünmek için
değil- ve hiç kimse, hiç bir zaman sizin
anaç, olgun, hoş, sıkıcı, köşeli, dikenli, yeri doldurulabilen, ucuz ya da
tanrı korusun “seçkin”
olduğunuzu düşünmeyecektir.
Öğrendiğimiz
her yeni sözcük için bin zihinsel bağlantı yaratırız.
The Art of Growing up. The Simple ways to be yourself at last.
Nora Ephron’un yeni kitabı “I feel bad about my neck” (Boynum yüzünden kendimi kötü hissediyorum), henüz yeni bitirdim ve bu ünlü yazarın aslında alter egom olduğunu anlamam beni şaşırttı.
Nora Ephron kadınların yaşlanmayla ilgili çok kişisel endişelerine – yakında gelecek olan kayıplar üzerine hepimizin paylaştığı korku ve dehşeti vurgulayana kadar, yalnızca bize ait olduğunu sandığımız endişelere, hitap ediyor.
Ephron, dürüstçe, yaşlanmanın rezalet olduğunu söylüyor. Bunu öylesine mizahi bir şekilde söylüyor ki, kalan yıllarını 23 kedisi ve eski Jim Croce albümleriyle bir apartman dairesine kapanmış bir şekilde geçirmediğini biliyoruz. Hayatı, mutlu ve binlerce okuyucusuna mutluluk vererek üretken bir şekilde yaşıyor.
Yaşlılığa saldırmanın antiboomer’lık olduğu şeklinde beynimiz yıkandı. “Yaşımı seviyorum çünkü yirmimde olduğumdan daha akıllı ve daha güvenliyim” türünden sözler söylememizin doğru olduğu sanılıyor. Ephron’a katılıyorum -yirmi yaşında olmayı tercih ederdim.
Fakat
-------------------------------
Bellek için de aynı şey geçerli. Her zaman yeterince hatırlamadığınız için çocuklarınızın kıs kıs gülmesini önleyemediğiniz “biz o yerdeydik, onların şeylerinin olduğu, sizin hepinizin sevdiği ‘O’ ile başlayan ya da ‘A’ yla mıydı?” gibi sözler söylemek durumunda kalırsınız. Buna karşın hemen hatırlamadığınız bir akrabanıza “Sizi tanıyor muyum?” demek için de yeterince yaşlı değilsinizdir.
Ayağınıza tam uymayan ama yalnızca 19 dolar olduğu için harika bir çift ayakkabıyı almanız artık söz konusu değildir. Baş parmağınızdaki kemik çıkıntı yer, tabanınız destek, doğrultusu değişen orta parmak, parmak arası elastik yastık ister. Fakat siz hala, arada sırada, bacaklarınızı Betty Grable’ınki gibi gösterecek sivri burunlu, 7 pond yükseklikte topuklu ayakkabı alırsınız çünkü hala cerrahinin ya da bir metatarsal mucizesinin ayak deformasyonlarını düzelteceği açık ve bilekten bağlı ayakkabılar giyebileceğiniz umudu vardır.
5 km lik dağ yürüyüşünde erkeklerle aşık atabileceğinizi kanıtlamak artık kadınsı ve oldukça hayranlık uyandırıcı kararlılığınızın bir işareti değildir. Birinin size geri kalmamanız için yardım etmek üzere arkanızda kalmak zorunda olacağının işaretidir. Fakat en azından hala tepeye ulaşabilirsiniz.
Çenenizi yukarda tutmak zorundasınız –kitabi ve simgesel anlamda. Kendinizi daha olumlu hissedeceksiniz. Boynunuzdaki kırışıklıklar da yeterince gerilecek ki berbat tavuk boynu görüntüsü gizlensin.

Lisa Belkin
“Çocuklarının Facebook’u Oluşundan Rahatsız Anneler” grubununa daha yeni katıldım. Kuruluşundan birkaç gün sonra baktığımda üye sayısı 152’yi geçmişti. Long Island’dan dört çocuk annesi ve avukat Hope Greenberg 12 yaşındaki kızından kendisini arkadaş yapmasını isteyip de red cevabı aldığında bu grubu kurmuş. Kızı “Kendi grubunu kur” deyince, o da kurmuş. Bunun için üç kişi bulmuş, gerisini de internet yapmış.
Ebeveynlikte en anlamsız bulduğum söz “ben senin yaşındayken”dir. Onların yaşındayken ne yaptığım, ne düşündüğüm ya da bana ne için izin verildiği önemsiz. Bugün çocuklar birçok şeyi ebeveynlerinin yaptığından daha erken yapıyor, onların, hiç yapmadığı pek çok şeyi de yapıyor çünkü, pek çok şey o zaman henüz keşfedilmemişti.
Geçmişimin onların geleceği için bir rehber olamayacağını ilk gerçek kavrayışım, bir kaç yıl önce bilgisayar için temel kurallar koymaya karar verirken oldu. Bir daktilo mu o? Ya da telefon mu? Ya da televizyon?
“Ben onların yaşındayken” her aletle ilgili kurallar çok farklıydı. Annemle babam birincisini almam için yarıştılar, ikincisine buluğ çağımda izin verdiler ve üçüncüsü daima saatle ve nezaretleydi ve hiç bir zaman odama konmadı.
Derken, şimdi üçünün bir arada olduğu bu mutasyon oldu. Ve ben de kendimi yeni kurallar koyarken buldum.
Şimdi, Facebook’la yüz yüzeyim. Bir günlük mü o? (ebeveynlerin okumaması gereken bir şey, okuyabilecekleri zaman hariç?). Ya da oturma odasındayken arkadaşlarıyla karşılıklı konuşma? (etrafta oturan herkese açık?)
Çocuklar aynı fikirde değilmiş gibi görünüyor. Arkadaşlarımın çoğunun onları –ve beni- memnuniyetle arkadaş yapan çocukları var. Ancak, 16 yaşındaki kız yeğenim beni arkadaş yapmış gibi görünüyorsa da Facebook’unun en ilginç bazı kısımlarında bana engel koyduğunu düşünmüyor.
Ve kendi oğullarım? Büyüğü beni engelledi ve küçüğünü ise arkadaş yapmak için zahmete bile girmedim. Özel ev klüpleri olsun. Çünkü Facebook’taki kendi zamanımdan öğrendim ki, orayla ilgili hiç bir şey çok özel değil.Yaptığınız herşey yüzlerce tanıdığa yayınlanıyorsa sırlar derinde ve uzun süre kalmayacaktır.
“Çocukları Rahatsız Anneler…” e katıldığımda haber 223 “arkadaşıma” gitti ve onlar da hemen kendi hikayelerini paylaştı:
Çocukları büyümüş olan Elly, “Rahatsız olmayan yalnız ben değilim, Facebook’a girmemi isteyen o’ydu…”
Oğlu benimkiyle aynı lisede olan Gleen ise,“Oğlum beni Facebook’ta arkadaş olarak
Lara merakla: “Üvey annelerden ne haber? 15 yaşındaki üvey kızım beni… arkadaş yaptı ama babasını değil. Tuhaf!
Evet, yeni olan herşey tuhaf. İşte bu yüzden “Çocuklarının Yardımı Olmaksızın Facebook’ta Yol alabilenler" grubu başlatmayı düşünüyorum.
5 Ağustos 2009, The New York Times
Can Dündar
Kadınlar yüzleriyle barışıktı eskiden...
Bir ağacın yaşı, nasıl gövdesinde gizlediği çizgilerden okunursa bir kadının hayatı da yüz hatlarında ele verirdi kendini...
Her biri; insan suretinden bir papirüse döşenmiş el yazmalarıydı o kırışıklıkların; engin tecrübelerin alametiydi.
Gün geldi, uzun yaşama sevdasına kapıldı insanoğlu...
Gençliğe tapındıkça yaşadığını yalanlamanın derdine düştü.
Madem ki o hatlardı yaşını ele veren; o hattı müdafaa etmenin âlemi yoktu.
Çehreler önce yoğun pudra taarruzuyla maskelendi; yetmeyince genç kalma hırsının çarmıhına gerildi.
Tecrübe, "kulak ardı" edildi.
Şimdi, "gergin anneler", ağır makyajla yaşlı görünmeye çalışan kızlarının yanında, çizgilerinden arındırılmış anlamsız yüzlerine bakıp yaşlarını tahmin etmemizi ve kendilerini tebrik etmemizi bekliyorlar.
* * *
Leyla Umar'ın yeni çıkan anılar kitabının ("Geriye Yazılar Kaldı", Epsilon) kapağındaki fotoğrafa bakıyorum.
Bu yüzde bir kitaba sığdırılmış bütün anıların, bütün acıların, bütün sevdaların izi var.
Alnını, gözlerinin kenarını, dudaklarının çeperini çevreleyen her çizgi, "Bak ne çok şey yaşadım" diye bağırıyor gururla...
Ve gözler cümleyi tamamlıyor: "...ama hâlâ dimdik ayaktayım".
Kapağı çevirip sayfalara daldığınızda onun neden "kırışıklıklarıyla barışık" yaşadığını anlıyorsunuz.
Çünkü o, genç göstermesini, kulağının ardına gizlediği çizgiye değil, hayatın inadına izlediği çizgiye borçlu...
Nikâh günü tek başına ağlayan gelin fotoğrafını nasıl çektirdiğini anlatırken de, doğuracağı gece kocasından yediği dayaktan bahsederken de,
eşinin ihanetini anımsarken de en ufak bir ağıt yakma ya da pişmanlık izi yok satırlarında.. .
Tersine "Yine olsa yine yaşardım" meydan okuması var.
* * *
Bir uçak yolculuğu süresinde okuyup bitirdiğim bu kitap, hayatının hiçbir döneminde muhabirlik heyecanını yitirmemiş 76 yaşında bir gazetecinin meslek dersleriyle dolu...
Ama ondan da önemli hayat dersleri var: Yıl 1976...
Umar, eşi roman yazabilsin diye kendini paralıyor.
Onun gazete yazılarını daktilo ediyor.
Rahat çalışsın diye işini bırakıp onunla Amerika'ya göçüyor.
Bir gün evde yalnızken telefon çalıyor. Arayan bir kadın...
"Kocanızla birbirimize âşık olduk, bundan böyle birlikte yaşayacağız" diyor.
Sonra telefonu kocasına veriyor.
Kocası durumu teyit ediyor. "...hem de inanmamasına içerleyerek.. ."
Yüz gerdirme operasyonlarına servet yatıran kadınlar bu durumda ne yapardı bilmiyorum.
Leyla Umar, kıymetli yüzüklerini satıyor.
Onların parasıyla dünya turu bileti alıyor,
Güney Amerika'dan Japonya'ya, oradan Hindistan ve İran'a uzanan bir yolculuğa çıkıyor.
Üstelik gittiği her ülkenin başbakanıyla röportajlar yapıp gazeteciliğe ve para kazanmaya devam ederek...
* * *
İnsan, şişirilen kaslar, silinen kırışıklıklarla genç kalmaz.
Gençlik, göğüs gerdirmek değil, ihanetlere göğüs gerebilmektir; yaşadığıyla övünebilmek, değişimi göze alabilmek, her an başını alıp gidebilmek, hayata sil baştan başlayabilmektir.
Bunu anlayanlar, yüzündeki çizgilerle yaşlanır, ama ihtiyarlamazlar.
Ölümsüzlük için yeni bir bilimsel arayış Ronald Bailey Uzun bir ömür için klonlama Kök hücreler erişkin dokularda, yeni doğanların göbek bağı kanında ve bütün embriyolarda bulunur. Hepsi de ümit vermektedir. İnsan Genom Bilimlerinin CEO’su William Haseltine, The Washington Post’a yakınlarda “daha güçlü ve genç hale getirilmiş kendi hücrelerimizi bedenlerimize yeniden ekip, çoğaltacağız” öngörüsünde bulundu. Ancak, Diğer bir sorun: Rejeneratif tıp yaşlılığı durdurmaz ya da yavaşlatmaz. Yalnızca yaşlanmaya eşlik Gerçek gençlik pınarı DNA’mıza hasar veren ve dokularımızı pişme noktasına getiren can sıkıcı serbest radikalleri durdurmaktan geçecektir. En popüler anti-aging rejimi, milyonlarca Amerikalının denediği anti-oksidan vitamin ve minerallerini kullanmaktır. Bu destekleri silip süpürmenin gerçekte ömür uzattığına ilişkin sağlam bir bilimsel kanıtı yoktur. Buck Enstitüsü’nün Yaşlanma Araştırmalarından Simon Melow besinlerin çoğu, serbest radikal hasarın olduğu hücre içine giremediklerinden anti-oksidan haplarının etkilerinin oldukça zayıf olduğunu yazmıştır. Jay Olshansky megadoz vitamin desteklerini “pahallı idrar meydana getirmek için bir yol” olarak görür ve reddeder. Öte yandan, Olshansky bazı insanların vitamin desteklerden yararlanabileceğini itiraf eder. Epidemiyolojik araştırmalar E vitamini desteklerinin toplumun %12’sine yardım edebileceğini göstermiştir. Problem, insanların bu % 12’nin bir parçası olup olmadıklarını bilmek için bir yollarının olmamasındadır. Gene de çoğumuz, ne olursa olsun, bu vitaminleri alarak emin olmak istiyoruz. Berkley’de Bruce Ames’in ekibince yürütülen bir yakın zaman araştırması uyuşuk yaşlı sıçanların I-carnitin ve alfa lipoik asitle canlandığını buldu. Mitokondrial fonksiyonları gelişti, daha aktif oldular ve bellekleri daha iyileşti. Bu arada Harvard’dan Thomas Perls uzun ömürlülük genlerini arıyor. Perls on yıl önce, 100 yıldan daha uzun yaşamış pek çok insanın genelde şaşırtıcı derecede iyi durumda olduklarını fark etti. Şu sırada “Yeni İngiltere Asırlıklar Projesini” yürütüyor, projenin katılımcıları 100 yaşında ve kardeşleri de 90 yaşından büyük olmak zorunda. Bugüne dek, 600 kadar katılımcıdan alınan DNA’lara bakarak kromozom dördün üstündeki bir bölgenin taşıyıcılarını sağlıklı yaşlılar yapmada yardımcı olduğunu buldu. Perls ve meslekdaşları bu araştırmayı uzun ömür geni konusuna odaklamak için Cetagenetix adlı bir şirket kurdu. M.I.T. biyoloğu Leonard Guarente SIR2 adı verilen genin ikiden fazlasına sahip olan nematod solucanların normal solucanlardan %50 oranında daha uzun yaşadığını gösterdi. Bu, kalori sınırlamanın neden yaşamı uzattığını açıklamaktadır, hücre yoksun bırakılınca SIR2 geni etkinliğini yavaşlatıyor. Guarante ve Cynthia Kenyon omurgasız türlerin ömrünü uzatan genleri ve enzimatik yolları belirledi bile. Aynı mekanizmaların insanlarda da bulunabileceğine inanıyorlar. Böyle farmasetikalleri geliştirme konusunda çalışacak Elixir adlı bir şirket kurdular. Massachusetts’de başlamış özel bir biyotek olan Eukarion, Buck Enstitüsünden Melow’la kendi yeni küçük molekül anti oksidan bileşimlerini denemek için çalışıyor. Melov’un mitokondrileri serbest radikallerden koruyan, oksijenle beslenen bir enzim olan süperoksit dismutaz üretmeyen genetiği değiştirilmiş fareleri var. Bu fareler doğumdan bir hafta sonra ölür. Deli dana hastalığına çok benzeyen büyümüş kalpler, hasara uğramış karaciğerler ve süngerimsi beyin hastalıklarından rahatsızdırlar. Bu farelere süperoksit dismutaz ve katalaz (hidrojen peroksidi suya geçiren bir bileşik) etkilerini taklit Hücrelerimizde biriken yapışkanımsı madde (gunk) konusunda da, araştırmacılar hücrelerin AGE’leri parçalayarak kurtulmalarını mümkün kılacak bazı bileşimleri test ediyor. Ön testlerde Primagedin adı verilen bir bileşik farelerde, köpeklerde ve primatlarda kardiyak fonksiyonları geliştirdi. Bu bileşik ayrıca diyabete bağlı böbrek bozulması tedavisindeki etkinliği için de test edilmektedir. Diğer bir anti-aging bileşik, ATL-711, yaşlılığa ve diyabete bağlı kardiyovasküler hastalıkları tersine çevirme ve kardiyovasküler sistem fonksiyonunu arttırmada tedavi için ümit vermektedir. Devam edecek… Forever Young. The new scientific search for immortality, 2002, www.longevitymeme.com
“Öldüğümde sonuna kadar tükenmiş olmak istiyorum, ne kadar çok çalışırsam o kadar çok yaşamış olurum. Benim için hayat kısa bir mum değil, şu anda sahip olduğum muhteşem bir fener ve onu gelecek kuşaklara teslim etmeden önce mümkün olduğunca parlak yakacağım.”
Bernard Shaw

Her hafta ne kadar egzersiz yaparsınız? Dr.Alan Maryon Davis’in “İyi hissetme!” adlı yeni kitabından evden çıkmadan yapabileceğiniz hızlı ve kolay bir egzersiz rutini:
1.Isınma
·- Yıldız sıçramalar
- Dans etme
·- (İp) atlamalar
· -Step
· - Merdiven inip çıkmak
· - Hızlı bir yürüyüşe ya da koşuya gitmek ya da…
Feeling Good, Simple home exercise routine

Ölümsüzlük için yeni bir bilimsel arayış
Ronald Bailey
Ölümsüzlük Ne Zaman?
Forever Young. The
new scientific search for immortality.
Üç moda öncüsü artı Oprah’ı alın ve “Ne Giymemeli” adlı televizyon showundan moda gurusu Stacy London, “Onu Giymeden Önce” kitabının yazarı Lloyd Boston ve “Nasıl Yaşlı Görünülmez” adlı kitabın yazarı Charla Krupp’u bir araya getirin ve işte size 30’larında, 40’larında ve 50’lerindeki kadınların zamansız ve klas görünmeleri için giyimleri nasıl modernleştirilir konusunda gerçekçi bir rehberlik sunan fantastic bir Oprah show.
Ms. Krupp'un birinci yanlış konusundaki fikri ise şöyle: “Amerikan kadınları rahatlık fikrine öyle tutunmuşlar ki sanki spor salonuna gidiyorlarmış gibi etrafta geziyorlar." Hmm, bu tartışmanın gittiği yönü beğenmiyorum. Ve ister inanın ister inanmayın Ms. Krupp devam ediyor "spor ayakkabılar sokakta giyilmemeli mi?” Biz kadınlar böylesine rahat giyindikçe başkalarından saygı görmememiz gerektiği konusundaki konuşmalar da devam ediyor.
Tamam, onlar kadınların, en azından 30’lu, 40’lı ve 50’li yaşlardaki bizlerin, giyim alışkanlıklarımız bakımından “hassas noktalarımıza” vuruyor. Buradan nereye gidebilirler?
Üç moda öncüsü artı oprah’ı alın. Ve “Ne Giymemeli” adlı televizyon showundan moda gurusu Stacy London, “Onu Giymeden Önce” kitabının yazarı Lloyd Boston ve “Nasıl Yaşlı Görünülmez” adlı kitabın yazarı Charla Krupp’u bir araya getirin ve işte size 30’larında, 40’larında ve 50’lerindeki kadınların zamansız ve klas görünmeleri için giyimleri nasıl modernleştirilir konusunda gerçekçi bir rehberlik sunan fantastik bir Oprah show.
Aslında, Ms London odaklandığımız her yaş grubundaki kadınları “dönüştürmek” bakımından ince bir iş yaptı. İlk olarak 30 yaş dolayındaki kadınlardan başlayarak, dar bir deri ceket, tatlı bir örgü üst, rahat bir jean ve çok iyi siyah Cole Haan çizmeleri seçerek dinleyicilerin beğenisini topladı.
Glase deri kullanarak, Ms. London 40 yaşında bir anneyi siyah glase çizmeler, kaşmir bir kazak ve Dolce and Gabbana bir çantayla 21. yüzyıla getirdi.
Glase deri modasına devam ederek 50’li yaşlardaki bir kadını koyu pantolonlar, uzun yüksek belli desenli bir bluz, glase ayakkabılar ve glase deri bir çantayla yürüttü. Bu hanım 30 yaşındaki herhangi biri gibi muhteşem göründü. Ms. London gerçekten moda duygusunu burada gösterdi.
Mr. Boston 30’lu yaşlardaki bir hanımı metalik bir mini etekle, elin kavrayabileceği küçük bir çantayla (clutch) ve çizmeyle giydirdi. “Hafif kadın” çizmesi deme cesareti gösterebilir miyim bilmiyorum. Gece dışarı çıkmak için büyüleyici bir alternatif de metalik giysinin altına hoş, kesikli bir jean giymek olurdu.
Sonraki ise 40’lı yaşlarda krem pantolonun üstüne uzun metalik süveter takımlı ve şık krem çantalı bir anneydi. Ayakkabılar kahverengi ve sivri uçluydu. Evet, mükemmel görünüyordu.
Metalik temaya devam ederek, Mr. Boston 50’lerinde ya da 60’larında bir hanımı alta doğru genişleyen bir etek üzerine metalik deri bir ceketle, renkleri etekle uyumlu küçük bir çanta ve topuklu ayakkabılarla giydirdi. Gerçekten harika.
Ms. Krupp şişman kalçasını saklama ihtiyacı olan 30’lu yaşlarda bir hanıma odaklandı. Dolayısıyla, yüksek belli, üst bacak kısımlarında rahat ve bolca duran geniş bir pantolon seçildi. Hafif yüksek belli korseler üst kısımlardan alta, bacak üstlerine kadar geniş bir bölgeyi saklar. Üst kısımda, moda, kısa tam bir ceketle bu bayan dönüşüme uğradı.
40’lı yaşlarda bir kadın için Ms. Krupp yine geniş pantolonlar ve kısa, tam ceket seçimini korudu. Ve 50’li yaşlardaki bayanlar için de geniş pantolonları seçti, boynu saklamak için kalkık yakalı parlak beyaz bir bluz ve daha uzun Gwen Stefani diz üstü mantoyla. Bu hanım cok canlı göründü. Topuklu ayakkabılar giydiği halde Ms.Krupp görünüşü renklendirmek için çizmelere yönelinmesini önerdi.
Genel olarak, bol, sarkık uzunumsu giysilerden kaçınma önerilerinin yanısıra bazı çok yararlı stil önerileri yapıldı. Şu anda mücevher tonları “in”, bu çok iyi çünkü bütün cilt tonlarıyla iyi gider. Diğer kayda değer bir öneri de saklanması gereken yerleri saklarken gösterilmesi gereken yerleri gösteren jarse giysilerin yararlı olduğu. Bir gerçek cevher de Lloyd Boston’dan; “Çantalarınızı ayakkabılarınıza uydurmayın. Bu sizi 10 yıl geriye götürür”. Hiç birimizin olmak istemediği yere.
Bütün orta yaşlı hanımların “çok fazla cilt kısmı göstermekten” kaçınmaları gerekir. Bazı hoş stil ve modalar gösterildi. “zamansız ve klasik” adlandırmayla gayet seksiydiler. Üzerine alta doğru genişleyen ya da dar uzun bir etek geçir, yüksek çizme ya da zevkli, bantlı sandaletler giy ve işte oldu. Ya da dar jean ve çizmelerle uzunca bir kazak üzerine geniş bir kuşak tak- yakıcı!
Yani, yaşınız ve bedeniniz ne olursa olsun, modaya uygun ve zamansız görünmek istiyorsanız yukarda özetlenen gruplardan birini seçin ve alışverişe gidin. Siz de bu inanılmaz uzman üçlüsünün fantastik moda öğütleriyle en iyi halinizle görünebilirsiniz.
womens-fashion-dressing-classy-in-your-30s-40s-and-50s

Günümüz dünyasında 50’yi geçmenin eskiden olduğundan farklı bir çağrışımı var! Her ne kadar elliden sonra yaşam evin tenhalaşması ve menopoz kaçınılmazlığını getiriyorsa da, eskiden olan bazı şeyler orta yaşta öylesine tedirgin edici ki…..hayır değil! “Elli yeni kırktır” deyimi beslenmede, yaşam tarzında ve sağlıktaki yeni gelişmelerle popüler oldu. 50’nin yeni 40 olduğu doğru mu? 50’yi geçen günümüz kadınları, yaşamlarının kilometre taşı olan bu doğum günlerinde daha fit, cazip, yetkin ve daha önceden hiç olmadığı kadar 50 ve daha sonraki yaşlarının kontrolüne sahip!
Günümüzde
kadınlar için elliden sonra yaşam, menopozu, değişen aile dinamiklerini,
fiziksel, duygusal, sosyal ve ekonomik değişimleri içeriyor, hatta orta yaş
kriziyle karşılaşma ve modern bir ellilik olmayı öğrenme (“Yaşınıza göre giyinin” demekle
neyi kastediyorlar?) gibi şeyler bu zamanda hayatımızın büyük bir kısmı
olabilir. Eski bedeninizin nereye gittiğini merak etmeye de başlamış
olabilirsiniz! Kahretsin, çocuklar evden ayrıldığında ne yapacaksınız? Belki
eşinize uzun bir zamandır ilk kez bakıyor ve tenhalaşan evinizin sancısı
arasında birbirinizi tanıma konusunu düşünüyorsunuz, belki kariyerinizde ya da
iş yaşamınızda bir takım kararlarla yüzyüzesiniz, kendi seçiminiz olsun ya da
olmasın. Ve büyükanne
olma düşüncesi…kim, ben mi? Ve
Turning
50? Surprise! Life After Fifty Rocks!
SONUNDA KENDİNİZ OLABİLMENİZ İÇİN BASİT YOLLAR
Veronique
Bu biyolojik ertelemeden zevk almak yerine ince bir siluetin, dolgun dudakların ve yarı yaşımızdakilerin kemikli dizlerinin derdinde olmamız, gerçekten de erken bir zihinsel düşüş belirtisi göstermek olamaz mı?
Yaşlandıkça görünüşümüzle ilgili olarak giderek daha mutsuz olacağımıza, biraz daha yaşlı görünmenin olgunlaşmamış görünmekten daha çekici olduğu fikrini kucaklamaya çalışmalı değil miyiz?
Önce, yaşlı gözlerin güzelliğinin değerini bilmeyi öğrenelim - ince yaşanmışlık çizgilerinin yumuşak organzası üzerinde ne kadar da parlaklar.
Sonra, görmüş geçirmiş erişkinlerin yüksek yanak kemiklerini fark edelim ve artık bebek tombulluğunun altında gömülü olmayan yakışıklı özelliklerine imrenelim.
Gizemli bir şekilde duran -ve yavan bir gülüş için ayrılmaları pek de olası olmayan- akıllı dudakların kıvrımına hayran kalmayı unutmayalım.
Orta yaşlı bir yüzün karakterini ve akıllılığını büyük ölçüde arttıran incelikle yontulmuş çizgileri olağanüstü bulalım.
İyi deneme, ama bir ilerleme yok. Yaş ayırımcılığı fikrinden kurtulamayız ve kırışıklıkların ve sarkıklıkların bize sofistike görüntü veren çekici değerler olduğuna kendimizi inandıramayız. Tersine, elde hesap makinası sayıları ezmeye hazır bir şekilde aynalarımıza yaklaşırız. Görsel verileri bir hesap uzmanı kafasıyla analiz ederiz. Hala beş yıl genç görünüyor muyum? Otuz gösterebilir miyim? Beş kilo vermek, yüzümden altı yılı siler mi? Sizi uyarırım, bu basit bir aritmetik değildir. Kendimizi güzelleştirmek için para harcamak, vücut tipi, gelir kademesi, zip kod ve saç dokusunda karmaşık ayarlar yapmak zorundayız.
Aynadaki yansımamızı, kaçınılmaz fiziksel değişiklikleri takip etmek için değil de daha çok kendi zamanlama sezgimizi doğrulamak için izlemeliyiz. Kronolojik yaş iç gerçekliği yansıtmaz. Genelde bir kız, on üçüncü yaşını kutlamadan önce, kafasında on yedidir. On sekiz olunca da on altısında olduğunu sanan bir barmen kimlik sorduğunda hakarete uğramış hisseder.
Sonra, yirmi beş yaşında fikrini değiştirir ve görünüşüne yıllar ekleme çabasını durdurur. Gelecek bir kaç on yılda yaşından genç hisseder ve görünür. Otuz birinci yaş gününde yirmi dörtten bir gün yaşlı görünmez. Kırk beşte, otuz yedisinde hisseder –gelecekteki bir çok yılda da zihin durumunu yansıtacak olan bir tavır.
Altmışında kerhen elliye gelmiş olabilir. Sonra, altmış beşte, tam bir geri dönüş yapacak ve yeni bayan arkadaşlarına hayat dolu bir yetmiş beşlik olduğunu söyleyecektir. Bir on yıl sonra şık bir doksanlık gibi görünerek nasıl bu kadar çabuk yaşlandığını merak edecektir.
Erkeklerin yaşlarını anlamak çok daha kolaydır. Arkadaşlarının genç görünümü nedeniyle iltifat ettiklerinin dakikasında görünümünün artık eskisi gibi olmadığından emin olabilir. Fakat yaşlı insanların kendisinden on beş yıl daha yaşlı olduğunu hissettiği sürece hiç bir zaman yaşlı olmayacaktır.
Einstein’a bu durum için teşekkür etmeliyiz. Zaman, ölçme şeklimize göre görecelidir. Biyolojik saatiniz, kıtaların sürüklenmesi, hücrelerinizin programı, kol saatiniz ve duvardaki takvim farklı zamanları gösterir. Objektif olarak konuşacak olursak zaman subjektiftir. Yani üzülmeyin: Söylediğiniz yaştasınız – bu konuda eğerler, ve’ler ve fakatlar olmaksızın.
Dolayısıyla, rahat
hissettiğiniz bir yaşı seçin ve endişelenmeyi bırakın.
Kaç
yaşında olduğunuzu bir kez karar verdikten sonra, ona bağlı kalın. O sayıyı
tarzınızın temeli yapın. Ve onun bütün olanaklarını keşfedin. Değişen trend ve
yaşam tarzlarına ayak uydurmak için,
Üzülmeyin: Genç hissetmek yetişkin olmayı dışlamaz. Kalben bir çocuk ve ama sabır, güvenilirlik ve sevecenlik gibi bütün moral, spirtüel ve etik güzelliklere sahip bütünüyle fonksiyonel tam bir yetişkin de olabilirsiniz.
Bir şeyleri yaptırmak için en zor yolu bulmak zorunda olmadığınızı anladığınızda yetişkin olursunuz. Yalnızca annenizi mutfakta izleyerek yemek yapmayı öğrenebilirdiniz diye düşündüğünüzde. Saçınız biraz fazla kısa kesildiği için kendinizden geçecek gibi olmadığınızda. Kendinize paranın alabileceği en iyi el testeresini aldığınızda…
Olgunluğu ihtiyacınız olduğu kadar geciktirin, fakat insan ırkına katılmaya ne zaman hazır olursanız olun yetişkin olmanın kolay bir iş olacağını hatırlayın. Güçlü olmanın en etkin yolu bazı gençlik kültürü pazarlamacılarının bizleri inandırmak istediği gibi yetişkinliğe direnmek değildir.
Güçlü olmanın en etkin yolu yaşamınızı kolaylaştırmaktır.
Yaşa her zaman en iyi meydan okuyan güzellik öğüdü
Gülümseyin*
Melinda BECK
Her gün kafeinin, balık yağının ya da dostluğun Alzheimer hastalığı riskini azalttığına ilişkin yeni çalışmalar yayınlanır.
Bu etkenlerin hastalıkla ilişkileri tartışılabilir ancak Alzheimer kurbanlarının beyinlerindeki baskıyı arttıran karmaşıklık hakkında bilinmeyen şey çok fazla.
Bunun yanında, bilim insanlarının on yıl önce bilmeyip, bugün bildiği birşey, yaşam süresince yeni beyin hücrelerinin ve bu hücreler arasında bağlantıların geliştiğidir. Uzmanlar, insanların zihinsel rezerv oluşturabildikleri oranda, yaşlılığa bağlı zihinsel gerilemeden uzaklaşabilecekleri inancındadırlar.
Duke Üniversitesi Tıp Merkezi, biyolojik psikiyatri şefi ve normal beyinleri de dinç tutmanın yollarını anlatan “Alzheimer’ın Hareket Planı” adlı yeni kitabın yazarlarından biri olan P. Murali Doraiswamy, "Bu, beyninizde üzerinden mesaj gönderebileceğiniz daha çok hücre kulelerine sahip olmak gibi bir şeydir. Kule sayısı ne kadar fazlaysa, kaçırılmış çağrılar o kadar azdır" demektedir.
Zihinsel benzetim (simulation) bu amaçla kullanılabilecek anahtarlardan biridir. Beyninizi ne kadar zorlarsanız sinirler arasında o kadar yeni yollar oluşturursunuz. Küçük çaplı zeka gerektiren bulmaca çözmeler ve bilgisayar oyunları endüstrisi bu amaçla gelişmiş olsa da aslında günlük yaşamınızdaki bazı ufak değişikliklerle beyninize iyi bir çalışma yaptırabilirsiniz.
Bunlara en hoş örnek “nörobikler”dir- nörobiyolog Lawrence Katz tarafından alışılmış işleri yapmada beynin farklı kısımlarının kullanılması için yaratılmış bir terimdir. Dişlerinizi fırçalamayı ya da telefonunuzu çevirmeyi diğer elinizle yapmayı deneyin. Kuramsal olarak, beyninizin ters yönündeki rotayı güçlendireceksiniz.
Beyinin büyük bir kısmı, duyusal verileri işlemeye ayrılmış olduğundan, Dr. Katz, günlük yaşantı etkinliklerine de -gözü kapalı duş almak ya da yemek yemek gibi- duyularınızın daha fazlasının katılmasını önerir. “Beyin yenilikleri sever” diyor, Doraiswamy. “Karmaşık olmaları gerekmez.”
Yeni bir enstrüman çalmak, ya da yeni bir dil öğrenmek gibi, beyninizi çeşitli düzeylerde zorlayacak etkinlikler önemli uyarıcılar sağlar. Satranç, briç ve benzeri oyunlar da sosyal açıdan etkileşim sağlamalarının yanı sıra strateji kurmanızı gerektirir.
'Neurobik' Egzersizler
Alışkanlıklarınızı bozan ve duyularınızı alışılmadık şekilde kullanan etkinlikler beyninizi çevikleştirmeye ve esnetmeye yardım edebilir. Bunlardan birkaçı:
Devam Eden Satranç Maçı: Büronuzda, satranç tahtasını, her hangi birinin gelip duruma dahil olacağı ve kafasına göre bir anonim hamle yapabileceği durumda bırakın.
Pazara Gidin :Farklı şekil, renk, koku ve tatları hissedin, alın.
Gözlerinizi Kapayın ve Ardına kadar Açın: Tabağınızdaki yemeği yalnızca koku, tat ve dokunma ile anlayın.
Yeniliklere Açılın: İşinize farklı yollardan gidin, köpeğinizi gezdirirken farklı bir kahvaltı deneyin. Sofranızdaki tabak düzenini değiştirin.
Stresin tersine bir etkisi vardır. Stres hormonu 'kortisol', sinir hücrelerinin ve aralarındaki bağlantıların gelişimini azaltır. Yoga, meditasyon, egzersiz ve sosyal etkileşimin hepsi ise stres geriletici özelliktedir.
Yeterli uyku almak da son derece önemlidir. Columbia Üniversitesi klinik tedavi profesörü ve "Neden Erkekler Asla Hatırlamaz ve Kadınlar Asla Unutmaz"ın yazarı Marianne J. Legato, "REM uykusu, hafızayı pekiştirip beyne yerleştirmedir" der. Tedavi edilmeyen 'uyku apnesi' hafıza için çok zararlıdır. Testesteron ve östrojende yaşla ilişkili azalma uykuyu etkiler.
Kalbiniz için iyi olanın başınız için de iyi olduğu ve bunun tersinin de doğru olduğu temel bir gerçektir. Kalp hastalığı, tansiyon yüksekliği, şeker, obezlik gibi hastalıkların hepsi yaşla ilişkili bilişsel düşüş riskini, sigara ve çok içkinin de yaptığı gibi, arttırır. Bol sebzeli, meyvalı, balıklı, tam tahıllı, zeytin yağlı ve minimum doymuş yağlı kalbe iyi diyet, beyine de iyidir.
Egzersizin beyin sağlığını geliştiren değerli bir yol olduğu artık iyice ortaya çıkmaktadır. Araştırmalar, günlük 30 dakikalık sıkı bir yürüyüşün beyne
Yaygın olarak kullanılan bazı ilaçların, bellek devreleri için can alıcı önemdeki bir beyin kimyasalı olan acetylcholin’in etkisini durdurduğunu akılda tutmak gerekir. Bu “anticholinerjik” ilaçlar Elavil gibi bazı eski antidepresanları, bazı antihistaminleri, ağrı kesicileri, kas gevşeticileri, antispasmotikleri, ve inkontinansları kapsar. “Bu süregelen bir kavgadır –- ürolog ilaç başlatır, hafıza doktoru keser” diyor, Dr. Doraiswamy. “Doktorunuz belki, bellek etkilerine daha az zararlı eşdeğer bir ilaç yazabilir.”
Acı gerçek şudur ki, her şeyi doğru yaptığınız halde gene de Alzheimerdan kurtulamayabilirsiniz. Diğer birçok hastalık gibi beyin yaşlanması da genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir bileşimi olarak ortaya çıkmaktadır. “Yaşam tarzı değişiklikleri hangi genlerin ifade bulduğu ya da bulmadığını belirleme yeteneği olabilir” diyor, Dr. Doraiswamy. “Fakat sihirli bir ilaç yok, ve henüz bütün yanıtları bilmiyoruz.”
Bu arada, yukarıda vurgulanan stratejiler genel sağlığınız için iyidir, ve her türden bilişsel düşüşe karşı savunmanızı destekleyebilir.
Hafızaya Zarar Verebilecek İlaçlar
Bütün ilaçların yan etkileri vardır, fakat aşağıdaki, yaygın olarak kullanılan ilaçlar acetycholin denen kritik beyin kimyasalının faaliyetini durdurur; çok az alınmaları bile özellikle yaşlılarda zihinsel fonksiyonu bozabilir. Doktorunuz belki “anticholinergic” olmayan eşdeğer ilaçlar yazabilir.
Tricyclic Antidepresanlar:
- Amitriptyline (Elavil)
- Doxepin (Sinequan)
Antihistaminler:
- Hydroxyzine (Atarax, Vistaril)
- Diphenhydramine (Benadryl, Tylenol, PM vb)
- Cyproheptadine (Periactin)
- Promethazine (Phenergan)
Adale Gevşeticiler:
- Cyclobenzaprine (Flexeril)
- Methocarbamol (Robaxin)
- Carisoprodol (Soma)
- Metaxalone (Skelaxin)
Antispasmodikler:
- Dicyclomine (Bentyl)
Antidiyare ilaçları:
- Atopine-Diphenoxylate (Lomotil, Lonox)
- Genitouriner haplar
- Oxybutinin (Ditropan)
- Antipyschotics
- Perphenazine
----------------------------------------------
Health Journal, 3 Haziran, 2008
Çeviren: Mehmet Fakıoğlu
Kaynak: Beyninizi Diri Tutun, Lawrence C. Katz ve Manning Rubin,
AP: İtalyan nörolog ve yaşam boyu senatörü Rita Levi Montalcini, 1986 Tıp Nobel Ödülü sahibi.
Aynı zamanda Italya’nın yaşam boyu senatorü olan Levi Montalcini 100. yaş gününü Çarşamba günü kutluyor. Montalcini Avrupa Beyin Araştırma Enstitüsünün onuruna düzenlediği seremonide konuştu.
1986 Nobel Tıp ödülünü büyüme hücreleri ve organlarını yöneten mekanizmaları keşfettikleri için Amerikalı Stanley Cohen’le birlikte almıştı.
“Özellikle,
zor anlardan korkmayın,” dedi, “En
iyiler onlardan gelir.”
“Mussolini’ye aşağı bir ırktan olduğumu söylediği için teşekkür
etmeliyim. Bu, bana çalışma zevki edindirdi, ama ne yazık ki, artık üniversitede
değildi, bir yatak odasındaydı” dedi.
Ve zarif bir şekilde yapılmış beyaz
saçları ve şık denizci mavisi elbisesiyle
bir kadeh şampanyayı uzun
yaşamına kaldırarak içti.
I
Pamela D. Blair Çevremizdeki anlayışa göre, yaşlılık en problemli anlamıyla 50 ya da 60 yaşında başlar. Niçin böyledir? Çünkü, orta yaşın, çöküşümüzün başlangıcı olduğu yolundaki modası geçmiş kuralı benimsiyoruz. Bu safsata yirminci yüzyılın başlangıcındaki 47 yıllık çağ dışı bir ortalama ömür uzunluğuna dayalıdır. Hepimizin bildiği gibi ortalama ömür uzunluğu o zamandan bu yana çok uzadı ama kültürel tutumumuz değişmedi. Kontrol edebileceğimiz şey yaşlanmaya karşı tutumumuzdur. Yaşlanma sürecinin dejeneratif yönleri tutum, gelişen olanaklar, süren entellektüel teşvik ve sağlıklı alışkanlıklar gibi unsurların bileşimiyle hiç kuşkusuz önemli ölçüde geriledi. Düşüncelerimiz yaşamımızı doğrudan etkiler. Yale’den bir profesör olumlu düşünen insanların olumsuz düşünenlerden sekiz yıl daha fazla yaşadığını buldu. Aslında olumlu düşünmek düşük kan basıncından, düşük kolestrolden, düzenli egzersizden, ya da sigara içmemekten daha önemli bir ömür uzatıcıdır. Journal of Gerontoloji dergisindeki bir makale alınganlığın yaşlanmayı kolaylaştırdığını, bağımsız olma kararlılığının fiziksel zayıflığı yenmekte yardımcı olduğunu söylüyor. Başka bir çalışma da olumlu tutumun örneğin, kalp hastalıklarını önlemede ölçülebilir bir etki yaptığını buldu. Yaşamak ve yaşlanmak tek ve aynı şeydir. Yaşama sarılan pek çok insanın yaşlanma hakkında hala bir dolu olumsuz izlenim ve yanlış düşünceye tutunmasına şaşırıyorum. Arkasından yaşlanmanın geldiği belirli bir yılda durmaz yaşam. Bunu ne kadar çabuk kavrarsak o kadar çabuk uzun ömrü keşfe çıkarız. Bu çağın kadın öncüleri yaşlılıkla ilgili yaygın, incitici yanlış düşüncelerle –cinsellik azalır, menapoz bir felakettir, zeka durgunlaşır- yüzleşiyor. "The Next Fifty Years. A guide for women at midlife and beyond"dan
Pamela D. Blair “Başında olduğunu farketmeyip, gözlüğünü bulmak için bütün bir odayı arayan bir yetişkini görmek gerçekten eğlenceli.”* Öte yandan, 70 yaşın üstündeki başka bir arkadaşım yaşamındaki heyecanı, doyumu ve eğlenceyi anlatır. Eğer ağrıları varsa (ve eminim var) onlara odaklanmaz. Yolculuk yapar, okur, güler, arkadaşlarıyla, çocuklarıyla ve torunlarıyla ilişkilerini besler. Bana kalırsa, ben daha taşkın, ağrı ve sızılı ve hepsi olmayı iple çekiyorum. “Taşkın bir yaşlı kadın olun” (Be Outrageous Older Women) adlı kitabında Ruth Harriet Jacobs, “Yaşlandıkça yeterince taşkın olursanız iyi şeyler olur” diyor. Kesinlikle doğru, Ruth! Eğer bir gün yürümek için bir bastona gereksinim duyarsam, o baston sıradan bir baston olmayacak. Onu şeker kutusu gibi görünmesi için kırmızı ve beyaza boyayacağım. Eğer bir yürüteç kullanmak zorunda kalırsam bisiklet kornası taktıracağım. Biip, biip –çekilin yolumdan! Eğer ellerimdeki artrit beni rahatsız ederse kışın evde puantiyeli tek parmaklı eldivenler giyeceğim. Ölüme değil, tersine, eğlenmeye odaklanırsak, aşırı doğrulanmış bir deneyim olabilir yaşlanma. ----------------------------- Aging Can Be Fun? The Next Fifty Years. A guide for women at midlife and beyond’dan. 2005 *Helen Heightsman Gordon, Yaş Gülünecek bir Şey (Age is a Laughing Matter)
Yaşlanmanın eğlenceli olabilmesi mümkün müdür? Belki olumsuz beklentilerimizin deneyimlerimizle bir ilgisi vardır. Bir arkadaşım 40 yaşına geldiğinde, yaşlanma süreci ve yaşlanmanın getirdiği her değişim için yas tuttu. Yaşlanmayı, yalnızca, bedenin ve beden fonksiyonlarının çöküşü olarak tanımladı. Sonuç olarak, kendisine sürekli daha fazla rahatsızlık yaratıyor oldu -daha çok ağrı, daha çok sızı ve daha çok doktor ziyareti. Yıllarca 50 yaşına geldiğinde çok berbat bir hayatı olacağını düşündü.