Yaşlanma Sanatı (2)

İyi bir büyükanne/ büyükbaba olabilmenin ilkeleri :

1.      Anne ve babaların çocuklarını terbiye etme tarzına karışmayın. Konuşmanız gerekli ise, çocukların olmadığı bir zamanı seçin.

2.      Hangi koşullarda olursa olsun, anne ve baba rolünü oynamak gibi bir sorumluluğu üzerinize almayın

3.      Hangi koşulda olursa olsun, istenmedikçe evin idaresini ele almayın. Ayrıca çocuk hastalandığında anne ve babaya neler yapacaklarını söylemek veya anne ve babanın çocuğa vermek istemedikleri yiyecekleri vererek onu şımartmak gibi can sıkıcı, sinir bozucu şeyler yapmaya kalkmayın.

4.      Anne ve babaların torunlarınıza yeterince para vermediğini düşünerek, onlara hediye olarak para vermeyin. Her ziyarette de pahalı ve güzel hediyeler getirmeyin.

5.      Çocuklarınızla birlikte oturmuyorsanız, onların evine gidebilirsiniz, fakat çok sık değil. Kendi sosyal hayatınız pahasına devamlı bir çocuk bakıcısı olmayın. Hiç bir büyükaane veya baba, çocuklarının sevgisini kazanma ümidi ile kendisini istismar ettirmemelidir. Bunun yerine fevkalade hallerde onlarla birlikte olmaya çalışmalı-fakat kendi hayatınızı da yaşamalısınız.

İyi bir şekilde ihtiyarlamanın iki yolu vardır

1. Hiç ihtiyarlamamak: Devamlı faaliyet halinde bulunarak, aktiviteyi belirli bir seviyenin altına düşürmemek ve hayattan bir beklentisi olduğunu unutmamaktır.(hangi yaşta olunursa olunsun) 

2. İhtiyarlığı kabul etmek : İhtiyarlık bir huzur ve özveri yaşı olabilir, bu kendisi için hiçbir şey istememe hali de insanı mutlu kılmaya yetebilir. Artk sıkı mücadele zamanı geçmiş, oyun oynanmış ve bitmek üzere, ölüm sığınağına yaklaşılmış olabilir. Bu koşulları erdem ve metanetle karşılama kişiye huzur verebilir.

Kötü ihtiyarlamanın da iki yolu vardır :

1. En kötüsü, bizden uzaklaşıp gitmiş olanlara takılıp kalmaktır.

2. Yardım ve işbirliğini kabul etmeyen, biraz da bencil ve cimri olarak ihtiyarlayanlardır. Bazı yaşlı işadamları görürüz, ileri yaşına karşın yardım taleplerimizi geri çevirir ve işine karışmak isteyen çocuklarını da üzgün bir kölelik altında tutarlar. Öyle babalar vardır ki, artık bir daha tadamayacakları birtakım maddesel zevklerin örneğini (Gayrimenkul, iş yerleri, nakit para, menkul değerler vb.) titrek ellerinde tutmak için, oğulllarını ve kızlarını yoksuzluk içinde yaşatırlar.

Günümüzde gençlik kavramı, artık eskiden olduğu gibi yalnızca biyolojik yaş ile sınırlı kalmamaktadır. Genç düşünmek, genç hissetmek ve genç yaşamak biyolojik yaşımız ne olursa olsun Çağdaş olmanın / düşünmenin ön koşuludur. "Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse ! "

İhtiyarlık sanatı; gelecek kuşaklara bir engel olarak değil, bir destek olarak; bir rakip değil, fakat bir fikir ortağı olarak götürebilmek sanatıdır. Gerçekte, ihtiyarlık kapısına "Buraya girenler, bütün ümitlerinizi kapının dışında bırakınız" diye yazılması gereken bir cehennem değildir.

Cicero, Yaşlılık (De Senectute ) adlı yapıtında ( 62 yaşında yazdı. Bir yıl sonra, kafasının kılıçla kesileceğinden habersizdi ) yaşlılığın sorunlarını dört bölümde toplar: 

1. Yaşlıların yapacağı işler yok mudur ? diye sorar önce. Yaşlılar gençlerin yaptıkları işleri yapamazlar, bedensel güçleri yetmez, doğru. Ama çok daha büyük, çok daha değerli işler yapabilirler. Büyük işler, çeviklikle değil, bilgi ve düşünce gücüyle yapılır.

2. İnsan çok yaşayınca görmek istemediği bir çok şeyi görür derler. İyi ama, görmek istediği birçok şeyi de görür.

3. Bunaklık denilen aptallık, her yaşlıda değil, az akıllı yaşlılarda olur. Hem bunak gençlerin sayısı daha mı az?

4. Bir ömür, kısa da olsa, gereği gibi yaşamaya yetecek kadar uzundur. Elmalar hamken çekilip kopartılır, olgunlaşınca kendiliklerinden düşerler. Böylece gençlerin canını da bir güç koparıp alır, yaşlılarsa olgunluktan sönerler. Önemli olan, hayata doymuş olmaktır. Her çağın, ayrı ayrı giderilmesi gereken hevesleri vardır.

Yaşlılık üzerine bazı görüş ve özdeyişler:

Cicero'ya yaşlılığında sorarlar : " Üstad, yeniden gençliğe dönmek ister miydiniz?" sorusuna verdiği yanıt anlamlıdır. "Yarışı birinci bitiren bir at, neden bir daha başlangıç çizgisine dönmek istesin ki…"

Cicero'nun yaşlılık üzerine söylevi şu sözlerle biter: "Keşke sizler de bu çağa gelseniz de benden dinlediklerinizin doğru olduğunu kendi deneylerinizle anlayabilseniz,"

·"Yaşlanmak nasıl bir şeydir ?" diye John Hopkins Üniversitesi mezunları arasında yapılan bir ankette, en anlamlı yanıt olarak, "Gittikçe küçülen bir adada yaşamak gibi bir şey."i fadesi kabul görmüştür.

·100 yaşına geldiğinde ünlü ABD' li komedyen George BURNS' e sormuşlar:
-Böyle fosur fosur puro içtiğini doktorun biliyor mu ?
Burns yanıt vermiş: " Hayır…. Öldü ! "

Yaşlılıkla ilgili tahlil edilen şakaların çoğu cinsel güç ve cinsel ilgi üzerine odaklanmaktadır. Bunlardan bazıları:

Hafıza kaybındaki dört dönem: (1) İsimleri unutmak, (2) Yüzleri unutmak, (3) Fermuarı yukarı çekmeyi unutmak, (4) Fermuarı indirmeyi unutmaktır.

Yaşlılığın tarifi: "Bir erkeğin kızlarla flört ettiği, fakat niçin flört ettiğini unuttuğu bir dönem."

·"Genç erkekler sadakat göstermek isteseler dahi yapamazlar; yaşlı erkekler ihanet etmek isteseler dahi beceremezler." Oscar Wilde

80 yaşındaki bir erkek, 18 yaşındaki güzel bir kızla evlendi. Sadece beş gün yaşayabildi. Cenaze işleriyle meşgul olan ölü hazırlayıcısı ise, ölünün yüzündeki gülümseyişi giderebilmek için tam üç gün uğraştı.

Yaş ve Başarı:

Sanat eserleri yaratmış, bilim alanında büyük keşiflerde bulunmuş, şu ya da bu şekilde dünyaya şekil vermiş ve dünyayı harekete geçirmiş 70, 80 veya daha yaşlı olağanüstü insanlarımızın varlığı bizleri teselli etmektedir. Bunlardan birkaçını sıralarsak

 Sofokles, Oedipus Rex'I 75 yaşındayken yazmıştır.

 78 yaşında öldürülünceye kadar, halkının hürriyet ve reform için yapmış olduğu mücadelede destekleyici ve harekete geçirici bir güç olarak hizmet veren Gandhi.

83 yaşında, ölümünden kısa bir zaman önce Faust'un son kısmını tamamlayan Goethe.

83 yaşında Musa ve Tek-Tanrıcılık adlı eserini yazan Freud.

91 yaşında ölünceye kadar verimli olarak resim yapmaya devam eden Pablo Picasso

97 yaşında ölen ve nükleer silahların saçtığı dehşetten insanlığı kurtarma arayışını dramatize etmek için 89 yaşında hapishaneye girmeyi seçen Bertrand Russel. 80 yaşında Nobel Edebiyat Ödülünü alırken yaptığı konuşmada: 

"Fert olarak insan hayatı bir nehire benzemelidir. Başlangıçta küçük, kendi yatağını güç bela dolduran, eski kayaların ve çağlayanların arasından heyecanla geçen bir nehir gibi olmalıdır. Yavaş yavaş nehir daha geniş bir hal alır, kıyıları birbirinden uzaklaşır, sular çok daha sakin akmaya başlar ve sonunda, gözle görülebilir bir kopma olmaksızın denize karışır ve kendi benliklerini kaybederler."

Derleyen: Halit YILDIRIM

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !